Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

çanakçının mücadelesi

 KAR FIRTINASINDA ÇANAK AYARLAYAN ADAM

 

Bu hikayede geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünüdür. Gerçekle ilgisi yoktur.

 

Karlı bir kış akşamıydı. Her zamanki gibi televizyonun karşısına geçmiş seyrediyordum. Dışarısı buz gibiydi. Ben ise sobaya ha bire odun atıyordum. O yüzden içerisi sıcaktı. Yağan karın etkisiyle, televizyon kanalları karıncalıydı. Ama yine de seyredilebiliyordu. Televizyon izlerken, bir taraftan da yemek yiyordum. Menüde lahana yemeği ve öğlenden kalma hamsi pilavı vardı. Keyfim yerindeydi. Bu güzel ortam iştahıma iştah katmıştı. Adeta bir canavar gibi yemek yiyordum. 12 tabak hamsi pilavı 4 tabak da lahana yemeği yedim. Yemeğim bittiğinde, Avrupa'dan spor haberlerine bakmak için spor kanallarına baktım. Karşıma gelen mavi ekranla şoka uğradım. Tek tek kanal değiştirdim. Hiçbir Avrupa kanalı çıkmıyordu. Çaresizce, yerli kanalları izlemeye devam ettim. Yarım saat kadar iyi kötü izleyebildim, ardından yerli kanallar da teker teker kayboldu. Pencereden el feneri tutup, antenlere baktım. Şiddetini arttıran kar, çanak antenleri tamamen doldurmuştu. Gözümle ölçtüm. Karın kalınlığı 1 metreydi. Bu kadar kısa süre içerisinde 1 metre kar yağmasına akıl sır erdiremedim.

 

Saat de gecenin ikisi olmuştu. Dünya’dan bihaber kalmamak için, televizyon izlemeliydim. Haberleri izlemem şarttı. Köy ortamında bilgi en değerli şeydi. Bu düşünceler sonrası, anteni temizlemeye karar verdim. Hemen odaya gidip, üzerime giyecek bir şeyler aldım. Kalın kalın giyindim. Elime 2 güğüm su ve bir çalı süpürgesi aldım. Dışarıya çıktım. Kar, büyük bir şiddetle ve aralıksız yağıyordu. İlk iş olarak, karlara gömülmüş olan iskeleyi çıkardım. Karları elle temizlediğim ve buz gibi merdiveni tuttuğum için, adeta ellerim dondu. Tırnak aralarım bile sızlıyordu. İskeleyi silkeleyip, antenin durduğu çatının kenarına dayadım. Antenin durduğu çatı kısmı tam da televizyonun durduğu oturma odasının karşısında kalıyordu. Basamaklardan çıkmaya çalıştım. Fakat çok zorlanıyordum. Basamaklar buz tuttuğundan, ara ara kayıp düştüm. Yine de yılmayıp, en sonunda hedefe ulaştım. Çatıya çıkmayı başardım. Karları eze eze, çanakların olduğu yere gittim. Çanakların üzerine, güğümden su döküp bir taraftan süpürmeye başladım. Soğuk, ellerimi adeta delip geçiyordu. İlk önce, Avrupa çanağını bir güzel temizledim. Ardından yerli çanağı temizledim. Pırıl pırıl yaptım. İlk günkü gibi oldular. Ardından, merdivene doğru yöneldim. Yürürken ayağım anten kablosuna takıldı. Dengemi kaybedip, ileriye doğru fırladım. Aşağıya uçmaktan, iki çanağı birden tutarak kurtuldum. Yavaş adımlarla merdivene yaklaştım. Ağır ağır aşağıya indim. Bazı adımlarımda yine kaydıysam da düşmeden inebildim. Karlara bata çıka eve ulaştım. Kapının önünde üzerimi silkeleyip içeriye girdim. Hemen üzerimdeki dışarıda giydiğim kalın giysileri çıkarıp, çekyata uzandım. Elime, bir tabak lahana yemeği aldım. Kumandanın tuşuna basıp, televizyonu açtım. Yerli kanallar gayet düzgündü. Hepsi cam gibi çıkıyordu. Hemen ardından yabancı kanallara baktım. Ama o da ne! Yabancı kanalların hiç biri çıkmıyordu. Kısa bir şok yaşadım. Biraz düşününce, düşerken antene tuttuğumda yerinden oynamış olabileceğini anladım. Kanalların tekrar çıkabilmeleri için, anteni ayarlamam gerekecekti. Televizyonu, cama doğru çevirdim. Yabancı bir spor kanalı açtım. Anteni ona göre ayarlayacaktım.

 

Çekmeceleri karıştırıp, pense, tornavida, bıçak, karga burun gibi aletleri aldım. Montumu giyip, aletleri ceplerime doldurdum. Anteni ayarlamak için yola çıktım. O zamanlar antenler analog olduğu için, işim o kadar zor değildi. Kapıdan çıktığımda, “Anten ayarlamasını tek yapmasam, bir arkadaş olsa daha iyi olurdu,” diye düşündüm.

 

Aklıma tek bir isim geldi. Zaten başkasına da o karda ulaşmam mümkün olmazdı. Bu kişi köyümüzde bize en yakın evdeki arkadaşım Oktay’dı. Kapının önünden, evlerine baktım. Işık yanıyordu. “Güzel, Oktay uyumamış,” diye düşündüm. Yüzüm güldü.

 

Gece gece telefon açıp da rahatsız etmeyeyim diye düşündüm. Yüz metre kadar mesafede olan Oktay’ların evinde doğru yola çıktım. Oktay’ın bana yardım edeceğinden şüphem yoktu. Karlara bata çıka, arada sırada da düşerek, 5 dakika içinde Oktayların evine vardım. Kapıyı tıklattım, duymadı. Bir daha tıklattım duymadı. Bir daha ama bu sefer tekme atarak tıklattım, kapıya geldi.

 

Gözlerini ovuşturup saate baktı. Gözleri fal taşı gibi açıldı. Korkmuştu. “Kemalettin, hayırdır bu saatte neden geldin. Yoka bir şey mi oldu?” dedi.

 

Ben de “Saat daha 3, geç değil,” dedim. Olanları anlattım. Anteni ayarlamak için, yardım istedim.

 

O da, "Bu saatte ne yardımı? Hem hava sıcaklığı da -7 derece, daha biraz önce termometreye baktım. Ben gelemem üşürüm. En çok da ayaklarım üşür.” diyerek, gelmeyi reddetti.

 

Artık, tek çarem kalmıştı. Anteni tek ayarlayacaktım. “İyi geceler,” deyip, oradan ayrıldım. Karlara bata çıka, eve ulaştım. Yine aynı zorluklar içinde, çatıya çıktım. Antenlere yaklaştım. Durum, sandığımdan da kötüydü. LNB’nin ucundaki kablo kopmuş ve karların arasına karışmıştı. Ne kadar baktıysam, ucunu göremedim. Kabloyu çekmeyi denedim. Fakat, buzlayıp yere yapışmış olduğundan gelmedi. Kablo kopmasın diye, çok da sert çekmeyi uygun görmedim. Yine de, kablonun ucunu mutlaka bulmalıydım. Aşağıya indim. Köşedeki küreği aldım. İlk başlarda donmuş olduğu için elime yapışan, demir saplı küreğe, kısa sürede alıştım.

 

Yeniden, çatıya çıktım. Kuvvetli bir çalışmanın ardından, çatıdaki bütün karı, kürekle aşağıya döktüm. 20 metrekarelik çatıdaki 1 metreyi aşkın karı tamamen temizledim. Kablonun ucunu da buldum. Kabloyu yavaşça yerden çektim. Kablo ucunu, bıçakla, LNB’ye uygun hale getirdim. Bir süre sonra da itinayla yerine taktım.

 

Televizyona baktım, ekran yine masmaviydi. Anladım ki sorun sadece kablodan değildi. Aynı anda antenin döndüğünü de anladım. Çare yoktu. Anteni de ayarlayacaktım. Cebimden penseyi çıkarıp, vidaları gevşetmeye çalıştım. Ama vidalar da donmuştu. Ağzımla sıcak hava üfleyip, buzu çözmeye çalıştım. Uzun uğraşlar sonucu, vidaları gevşetmeyi başardım. Soğuktan parmaklarım titrese de anteni tuttum. Sağa sola çevirmeye başladım. 14 dakika sonra, karşımdaki televizyonda görüntü belirdi. TV cam gibi gösteriyordu. İçim huzurla doldu.

 

Ayar tamamlandıktan sonra, anteni, nitro gliserin taşıyormuşum hassaslığıyla sabit tuttum. Vidalarını sıkıp, anteni sabitledim. Televizyona yine baktım gayet netti. Yanıma aldığım uzaktan kumandayı cebimden çıkardım. Kanallara göz gezdirdim. Hepsi gayet netti. Aletleri toplayıp, cebime doldurdum. Güler yüzlü bir biçimde çatıdan indim. İskeleyi, yerine bıraktım. Eve girip, üzerimdekileri attım. Televizyonu kendime doğru çevirdim. Kumandayı elime alıp kanalları tekrar gezdim, hepsi netti. Yanıma tepsi aldım. Tepsiye bir büyük tabak lahana yemeği koydum. Bir yandan lahana yemeği yeyip diğer taraftan televizyon, izleyecektim. Baktığımda, bir Avrupa kanalında çok güzel bir basketbol maçı gördüm. Onu izlemeye başladım. 10 dakika geçti geçmedi, elektrik kesildi. Bir hafta da gelmedi!

 

Anonim değil tabiki. :)