Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

Bu Sene Çok Kurak Olacak

O gün yağmur yağıyordu. Hem de bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Ama dağdan inmeye başlayan Ferdi halen daha evine ulaşamamıştı. çalı çırpı toplamak için çıktığı dağda ani bastıran yağmura yakalanmıştı. Ferdinin dişleri zangır zangır titriyordu. Çünkü çok da soğuktu.

Ferdi elini bir an saatlerdir sokulu tuttuğu mont cebinden çıkardı. Elleri sırılsıklam ve buruşmuştu. Bir yandan ellerini kurutmaya çalışsa da diğer yandan yağan yağmur ellerini yine ıslatıyordu.

Ferdi ellerine bakarak:

-Bu genç yaşta ihtiyarladım. Bu elleri gören 18 yaşındaki bir gencin eli demez. 81 yaşında sanırlar.

Ferdi biraz daha yürüdü, ama evi halen daha çok uzaktaydı. Nereden baksa iki saatlik yolu vardı. Etrafına bakına bakına yürüdü. Nedense 10 dakika sonra daha önce hiç görmediği bir mağaraya rastladı. Çok şaşırmıştı ve şaşırmakta da haklıydı. Çünkü bu dağa sık sık ve aynı yol üzerinde gidip geliyordu. Daha önce bu mağarayı görmemiş olması inanılır gibi değildi. Biraz ürkerek de olsa mağaraya girdi. Malum içeride vahşi hayvanlar yaşıyor olabilirdi. Girer girmez derin bir oh çekti. Dışarıdaki yağmur ve soğuğun aksine içerisi oldukça sıcak ve kuruydu. Mağaraya şöyle bir göz gezdirdi. Ucu bucağı görünmeyen çok büyük bir yerdi. Girişten 3-5 metre kadar içeride durdu. Etrafta görünen kuru otları dal parçalarını vb. topladı. Bunları bir araya yığıp cebinden çakmağını çıkardı. Şans bu ki yağmur çakmak cebine kadar inememişti. Hemen çakmakla kuru otları alevlendirdi. Kısa sürede ısınabileceği bir ateşi oldu. Hemen üzerindeki ıslak giysileri çıkarıp etrafta bulduğu dal parçalarının üzerine asıp ateşin karşısına astı. Kendisi de ateşe iyice sokulup ısınmaya başladı.

Ferdi vücudunu kurularken:

-Bu mağara Hızır gibi yetişti. Yoksa eve gidene kadar fena üşütürdüm. Şifayı kapardım.

Ferdi'nin eşyalarının kuruması çok sürmedi. Vücudu ve saçları da kuruyunca üzerini tekrar giydi. Mağaranın iç kısımlarını merak etmeye başladı. Bir süre girsem mi girmesem mi diye tereddüt etti. Ardından çakmağının ışığı olduğunu hatırladı. Karanlıkları çakmak ışığıyla görecekti. Karanlığa doğru yürümeye başladı. Tamamen etrafını göremez olunca da çakmağının ışığını yaktı. Artık öyle ilerliyordu. Çakmak sadece önünü aydınlatabiliyordu. O yüzden yanlardan gelebilecek vahşi hayvanların olabileceğini düşünüp çok sessiz ilerliyordu.

Birden bir ses duyuldu:

-Kurak, kurak kurak, diyordu.

Ferdi, bir an şaşırdı. “Bu mağaraya benden önce giren de olmuş. Demek yağmurda kalan tek kişi ben değilim.” diye düşündü.

Ardından sesin geldiği yere seslendi:

-Hey hemşehrim ne kurağı, dışarıda ip gibi yağmur yağıyor.

Yine aynı ses duyuldu:

-Kurak kurak kurak.

Ferdi korkarak düşündü: “Eyvah ki ne eyvah. Adam halen daha kurak diyor. Bu tımarhaneden kaçmış bir deli olmasın. Ya tehlikeliyse. Ya saldırgansa, ya katilse, en iyisi sessizce yanına yaklaşayım. Gözüm keserse alt edebilecek cüssedeyse üzerine atlayıp yakalarım. Yok çok iriyse sessizce kaçarım. Şimdi bir şeyler diyeyim de şüphelenmesin.”

Ferdi korkulu bir ses tonuyla:

-Hemşehrim, ıslak mısın. Eğer ıslaksan mağara girişinde ateş yaktım. Gel de ısın kurulan.

Yine aynı ses:

-Kurak kurak kurak kurak, diyordu.

Ferdi ışığı söndürüp sessizce sesin geldiği yöne ilerledi. Birkaç dakika yürüdü. Ayağını tuhaf bir nesneye bastı. "Vrokkk" diye bir ses geldi.

Ferdi çok korkmuştu. Acaba mayına mı bastım diye şüphelendi. Elindeki çakmağının ışığını yaktı. Ayağını bastığı şeye baktı. Sandığı gibi mayın değildi. Bu oldukça iri bir kara kurbağasıydı.

Ferdi ayak bastığı kurbağaya bakıp gülerken:

-Ben deminden beri kurbağayla mı konuşuyorum ya. Kurak kurak diye kurbağa ötüyormuş demekki. Neyse kurbağaya da bir şey olmamış. Ben mağara içlerine girmeye devam edeyim.

Ferdi ilerlemeye devam etti. Ama ilerledikçe zeminde su birikintilerine rastlamaya başladı. Bu sular, ilerledikçe daha derinleşiyordu. 10 Dakika içinde beline kadar suyun içinde kaldı.

Ferdi:

-Ama bu su sıcak. Nasıl olur. Ilıcaya mı rastladım. Jeotermal kaynak mı buldum nedir.

O sırada yine bir ses duyuldu. Bu sefer ses daha kalabalık bir gruptan geliyordu:

-Kurak kurak kurak kurak

Ferdi, şaşkınlık içerisinde düşündü: “Ne çok kurbağa var bu mağarada, bunlar da su kurbağası olmalı. Ama sıcak suda yaşayan kurbağa da hiç görmemiştim. Burada kala kala mutasyon geçirdiler herhalde” diye düşündü. Sesin geldiği yöne ilerledi. İlerledikçe tavan daralıyordu. En sonunda tavanda taştan bir kapağa rastladı. Bu kapak kendisinin ancak sığabileceği büyüklükteydi. Ve hem kurak kurak sesleri hem de sıcak su oradan kapağın yanındaki bir delikten akarak geliyordu.

Ferdi, çok da yüksek olmayan, tavandaki kapağı ittirdi. İlk birkaç denemede gücü yetmese de sonraki bir denemesinde kapağı kaldırmayı başardı. Hemen delikten yukarıya çıktı. Bir süre buhardan bir şey göremedi. Ardından çığlık sesleriyle karşı karşıya kaldı. Kurbağa sandığı bu sesler aslında buradaki kadınların sesiydi. Ferdi buranın kadınlar hamamı olduğunu hemen anladı. Geri kaçmaya kalktı. Fakat kadınlar yakaladılar ve kendisini döverek dışarıya attılar. Ferdi bu kadınlar niye kurak kurak diye kurbağa gibi bağırıyorlar diye düşündü. Ama kapı önüne kadar gelen seslerden gerçeği anladı.

Kadınlar aslında şöyle bir şarkı söylüyorlardı:

-Kurak kurak bu sene çok kurak olacak, ne yağmur yağacak ne de bulut olacak... Kurak kurak da bu şarkının nakaratıydı.

Ferdi biraz etrafına baktığında burasının kendi kasabası olmadığını gördü. Mağara sistemi kendisini komşu kasabaya getirmişti. Zaten kasabasında hamam olmadığından da anlamıştı. Çaresizce, ip gibi yağmura rağmen minibüse binip kasabasının yolunu tuttu.

 

 

Yazar: Murat Yediyüzyıl