Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

                   -En Birinci Vampir-

                    

vampir 

 "Bu yazıda geçen kişi, kurum ve olaylar tamamen hayal ürünüdür. Gerçekle ilgileri yoktur."

      Vampirlerin kalbine neden tahta kazık çakılınca ölürler biliyor musunuz? Kazık çakılınca kalpleri parçalandığından mı sanıyorsunuz. Hayır, kesinlikle öyle değil. Kazık, onlara kazıklanmayı hatırlattığı için, içerleyip ölürler. O yüzden, vampirler bir dükkânda alışveriş yapıp kazıklanırlarsa da ölürler.

       Kazığı neden sadece kalplerine çakarlar biliyor musunuz? Tarihteki ilk vampir, daha vampir olmadan önce, sevmiş çok sevmiş. Aşırı dozda severek, kalbini sakat etmiş. Yine aşkı yoğun yaşadığı bir gün, dertlenip efkârlanıp, "Bu efkârımı nasıl yenerim?" diye düşünmüş. Gece uykusu kaçınca, kendisini sokaklarda gezmeye vermiş. O gece, üşüyünce, bir ahıra gimiş. Oradayken, atların kanını emen yarasaları görmüş. Yarasanın birine, dikkatle baktığında, hep güldüğünü zannetmiş. Aslında yarasanın ağız şeklinden dolayı öyle göründüğünü anlayamamış. "Acaba hepsi gülüyormu? diye düşünüp, araştırmaya başlamış. Ahıra kurduğu tuzaklarla, geceler boyunca bir çok yarasayı yakalayıp, ağızlarını incelemiş. "Vay canına hep gülüyorlar!" diyerek, sonucu kendi kendine açıklamış. Düşününce, kan emdikleri için o denli neşeli oldukları kanısına varmış. Ertesi gün ilk iş olarak, bileğleme malzemesi almış. Saatlerce uğraşıp, köpek dişlerini sivrilemiş. Aynı günün akşamında da rastgele bir ahıra girmiş. Etrafa bakınmış, üç tane iri at görmüş. Kana en kolay nereden ulaşırım diye düşünmüş. En sonunda karar verip, atın birini boynundan ısırmış. Kanını, hapur hupur emmeye başlamış. Biraz sonra, kan emen yarasalar da gelmeye başlamışlar. Onlar da onun gibi, atların kanını emmeye başlamışlar. Etrafı kalabalıklaşan atlar, huysuzlanarak tepinmeye başlamışlar. Sesleri duyan at sahipleri, kısa sürede ahıra gelmişler. Adamların geldiğini duyan kan emen adam, atın arkasına saklanmakta geç kalınca kendisini görmüşler. Tabi karanlık olduğu için, yüzünü seçememişler. 

        Kan emen adam, çarçabuk yarasalardan birini yakalamış. Yakaladığı yarasayı saklandığı yerden adamların görebileceği şekilde uçurmuş. Gelenler, önce adamı, sonra yarasayı görünce, adam yarasa oldu sanmışlar. Çığlık çığlığa kaçışmışlar. Kan emen adam da fırsattan istifade ederek, ahırdan kaçmış. Kanını emdiği atın sahipleri kendisini çok iyi tanımalarına rağmen yüzünü seçemedikleri için, kendisini şanslı hissetmiş. Hemen evine gitmiş.

        Kan emen adam, "Ne olur ne olmaz belki görenler beni tanımıştır." diyerek, birkaç gün evden çıkmamış. Ama içindeki aşk acısı, artıyormuş. Bu arada, ahırlarındaki garip olayı anlatan ahır sahipleri kasabada bir söylentiye yol açmışlar. Yarasaya dönüşen ve atların kanını emen bir yaratıktan bahsedilir olmuş. Kısa sürede isim bile takmışlar. Vampiir demişler.

     Kan emen adam, yani Vampiir, 1 hafta sonra tekrar faaliyete geçmiş. Her gece farklı bir ahırda, kimi zaman atların, kimi zaman ineklerin kanını emmeye başlamış. Ama 15 gün içinde, hiç beklemediği, daha önce de kimsenin başına gelmeyen bir durumla karşılaşmış. İçtiği kanlardan, bir hastalık kapmış. Evde yorgan döşek yatmaya başlamış. 3 gün içinde, yüzünün rengi bembeyaz olmuş. Takiben, göz altları mosmor olmuş. Ama 4. günün sabahı uyandığında, kendisini çok zinde hissediyormuş. Civata gibi ayağa kalkmış. Perdeleri açmış. Açar açmaz da cildine temas eden Güneş ışığıyla derisi yanmaya, hatta dumanlar çıkmaya başlamış. Acı içinde, "Yandım yandım!" diye bağırarak, perdeyi yeniden kapatmış. Çılgınca sağı solu yumruklamaya başlamış. "Ne oldu banaaa!" Diye bağırmış. İşte tam o sırada, fasulye tanesi büyüklüğünde bir metal parçası uçarak yanına yaklaşmış. Üzerinden bir kapı açılmış, karınca kadar bir canlı çıkmış. "Biz uzak bir gezegenden geliyoruz. Hatta tüm gezegeni topladım geldim diyebilirim. Hepimiz geldik. Burada, at adını verdiğiniz bir canlı üzerinde, ama sadece bir tanesinde deney yapıyorduk. Sen de gittin, gece gece o atın kanını içip, deneyde kullandığımız bakteriyi vücuduna aldın. Sahi ne kadar da bahstsızsın." diyerek seslenmiş.

     Vampiir, "Ölecek miyim?" diye sormuş.

     Küçük uzaylı, "Hayır ama o bakterinin en karakteristik özelliği, tüm vücuda yayıldıktan sonra, vücuda ilk girdiği anda ne yedinse sürekli onu yemek, ya da içmek zorunda kalıyorsun. Farklı türde bir şeyler yediysen, bakteri topluluğu, sürekli ne yemeniz gerektiğini kendileri seçiyor. Yani, artık böyle bir hastalığa yakalandın. Gün ışığına çıkmaman gerektiğini sanırım farketmişsindir. Hiçbir koşulda çıkmayacaksın."

     Vampiir, "Geceleri at ya da inek kanı içtim. Hep onların kanıyla mı besleneceğim. Ekmek, onu da bulamadımsa pasta yiyemeyecek miyim? Bu hastalığın bir çaresi yok mu?" diye sorduğunda, Küçük Uzaylı, "Şimdi söyleyeceklerimi kulağını çok iyi açarak dinle! 2 gündür senden gizlice kan örneği alıp test yaptık. Bu dediklerimi, sizin gezegeninizde henüz keşfedilmediği için anlamazsın. Ama yine de devam edeyim. Test sonucunda, senin bakterilerinin insan kanını seçmiş olduğunu gördük. Yani insan kanı da içmişsin. Nerede ne zaman diye düşünme. Onu da çözdük, vücudundaki bakteriler, vücuduna girerken her şeyi kaydetmişler. Bölünerek çoğaldıkça da nesilden nesile tüm bilgilerini aktarmışlar. Sen atın kanını içerken, bir yarasa da çaktırmadan senin kanını emmiş. Emmeyi ikiniz de aynı anda bıraktığınız için, ağız ağıza çarpışmışsınız. O sırada onun ağzındaki senin kanın, yine senin ağzına bulaşınca içivermişsin."

     Vampiir yerinden heyecanla hoplamış, "Evet evet, gerçekten öyle bir çarpışma oldu. O gün, eve gittiğimde popomda yaralanma vardı. Ahırda süngü falan battı da fark etmedim sandım. Demek yarasa ısırmış, kahretsin! E nasıl iyeleşeceğimi söyleyin!"

      Küçük uzaylı, "Sana söyleyebileceklerimiz bu kadar, bundan fazlasını biz de bilmiyoruz. Şimdi gitmemiz lazım." diyerek elini sallayıp minik uzay aracına girmiş. Uzay aracı kapılarını kapatıp, hızla yol alarak gök yüzünde gözden kaybolmuş.

       Vampiir, "Çare yok, mecburen insan kanı besin olacak." diye söylenmiş. "Ama geceleri dolaşsam iyi olacak." diye de eklemiş. Akşama kadar evindeki bir gömme dolabın içinde uyumuş. Akşam olunca da vakit kaybetmeden evden çıkmış. Çok derin bir açlık yaşıyormuş. O yüzden, evine en yakın eve girmeyi tercih etmiş. Sessizce camdan tırmanıp, ev halkından 3 kişinin kanını emmiş. O da yetmemiş, 10 ev daha dolaşmış. Oralardakilerin de kanlarını emmiş. Ardından da evine gidip uyumuş.

      Ertesi sabah, kasabaları hayvanların kanını emen vampiirin insanların kanını da emmeye başladığı haberiyle çalkalanmış. Haber kısa sürede yayılınca, birçok aile apar topar toparlanıp, kasabayı terk etmeye başlamış. Bu kişiler içinde Vampiir'in sevdiği kız Valerya ve ailesi de varmış. Akşam olunca kasaba bir sessizliğe bürünmüş, herkes evine kapanmış. Kimileri umursamadan uyumuş, kimileri süngülerle nöbet tutmaya başlamış.

       Akşamın sessizliğinde Vampiir yine evden çıkıp, kan aramaya başlamış. Ama o gece kendisini daha zinde ve tok hissediyormuş. O yüzden çok yüksek bir şatoya tırmanmış, içeridekilerin kanını emme umuduyla, odaları dolaşmaya başlamış. En sonunda birinin uyuduğu bir yatak odası bulmuş. Sessiz adımlarla yaklaşıp, adama yönelmiş. Tam o sırada birisi omuzunu dürtmüş. Ağzını açıp onun boynuna yöneleceği sırada, omuzunu dürten kadın, "Dur komşu benim, dün gece bizi ailece Vampiir ısırdı. Bu hale geldik. Kan içesimiz var. Anlaşılan seni de ısırmışlar. Çok aç değilsen bunu bana bırak," demiş.

      Vampiir şaşırarak, "Demek benim ısırdıklarım da benim gibi oluyor. Uzaylı arkadaş bunu söylememişti. Öğrenmiş oldum. Bu arada komşum Vampiir dedikleri benim." diyerek övünç içinde yakasını düzeltmiş.

      Kadın cebinden kağıt ve kuş tüyü çıkararak, "Vay komşu, o meşhur Vampiir sendin demek. Kim derdi ki o her pazara çıkışında kazıklanan komşum meşur olacak. Şaşırdım. Bir imza verir misin?" demiş.

      Vampiir, yüzünü ekşitip, kâğıdı imzalamaya başlamış. Tam o sırada kapıda bir gıcırtı duyulmuş. 10 kadar kişi içeriye dalmış. Vampiir, kedi gibi tıslayıp duvara yaslanmış. Gelenler hep birlikte karyolada yatan adama yönelmişler. Tabi yol boyu birbirlerini iterek. "O kan benim", diye diye geliyorlarmış. Bu sözlerden onların da kendileri gibi olduğunu farketmişler. Kısa süren bir tartışmanın ardından gelenlerle birlikte uzun çöpü çeken kanı emer diye karar vermişler. Çöpler hazırlanmış. Hepsi sırayla çekmiş. En uzun çöp oldukça cılız birine çıkmış. Uzun çöpü çeken adam, koşarak, uyuyan adamın yanına koşmuş. İyice yaklaşınca, acemiliğinden olsa gerek, adamı uyandırmış. Adam çığlıklar atmaya başlamış. Ama kan emici, ona aldırış etmeden boynuna yapışıp, kanını emmeye başlamış. Bir süre emdikten sonra, oda kapısı tekrar açılmış. Bu kez, kapıyı tekmeyle açan şatoda yaşayan diğer kişilerden biriymiş. Ardında yaklaşık 50 kişiyle oraya gelmiş. Ne oluyor bile demeden, kan emicilere yani bu günkü adıyla vampirlere saldırmışlar. Ama uzun süren bir boğuşmanın ardından hepsinin kanını emmişler. İnsanlar hareketsiz halde yerlere serilmişler. Kan emiciler ise, madem şato insanları bizim gibi olacak. Biz de buraya yerleşelim demişler. Tümü kabul edince oraya yerleşmişler. Ama içerinden biri yatacağı yere giderken elbisesi yırtılmış. Bir arkadaşına durumu anlattığında, bir siparişi yetiştirmek için gece yarılarına kadar dikiş diken bir terziden bahsetmiş. Gidelim diktirelim demiş.

      Şatodan ayrıcalacakları sırada, diğer kan emicilerden biri, "Durun bekleyin ben de geliyorum. Terzinin kanını emersem, şatomuz bir terziye kavuşmuş olur demiş." peşlerine takılmış. Üç kan emici kısa sürede terziye ulaşmışlar. Terzi başlangıçta kapıyı açmak istemese de kapının kenarından bakıp, zengin görünüşlü kişiler olduklarını görünce kapıyı açmış. Bıyık altı gülerek, Hoş geldiniz efendim demiş. Kan emici adam, yırtılan giysisini üzerinden çıkartarak terziye uzatmış. "Erkenden dik çabuk ol." demiş.

      Terzi elim çabuktur diyerek dikmeye başlamış. Yarım saat içinde, yırtılan giysi yeni gibi olmuş. Terzi, diktiği giysiyi uzatıp, istediği ücreti söylemiş.

       Kan emicilerden biri, miktarı duyar duymaz terzinin boğazına saldırıp kanın içmeye başlamış. 30 saniye içtikten sonra adamı bırakıp ağlamaya başlamış. Diğer kan emiciler de onunla birlikte hıçkıra hıçkıra ağlıyarken, üçü bir ağızdan, "Sen bizi kazıklıyormusun amca!" diyorlarmış. Terzinin korku dolu ve şaşkın bakışları önünde 3 dakika kadar bu şekilde ağladıktan sonra peş peşe cansız bir biçimde yere yığılmışlar. Terzi korkudan ne yapacağını bilememiş. Zaten birkaç saniye sonra kendisi de yere yığılmış.

       Terzide tüm bunlar olurken, Vampiir de sevdiği kızın hasretine dayanamayıp, hiç değilse bir göreyim. Belki onu da ısırır bizim gibi kan emici yaparsam, bu kez beni beğenir diye düşünmüş. Şatodan çıktığı gibi, kızın evinin yolunu tutmuş. Eve varınca, duvardan tırmanarak camdan içeriye girmiş. Evdeki tüm odalara bakmış. Tüm eşyaları kaldırıp indirmiş. Ne sevdiği kızı ne de başka kimseyi bulamamış. Panik içinde, kızın komşularının evine gitmiş. Deli gibi kapıyı çalıp, beklemeye başlamış. Gürültüyü duyan, ev sahipleri kadın ve adam kapıya gelmişler. Kadın, "Yine mi sen! Onca gün uğramayınca rahat ettik sanmıştık. Yanılmışız. Her gece Valerya'ya yaptığın serenatlar yüzünden uyuyamıyoruz. Şimdi de bizim kapıyı çalıyorsun. Tek başına serenat yetmedi de bizim beyi de vokal olarak yanına alacaksın. Kaybol git!" diye bağırmış.

      Vampiir, "Bak kadın, ben Valerya'yı arıyorum. Evde yoklar, neredeler? Söylersen size dokunmayacağım."

      Kadının kocası, "Say ki söylemedik ne yaparsın? Bilirsin ben buralarda 10 kişiyi aynı anda dövmemle meşhurum. Boyum 2,20 kilomu söylimmi?" diye ağzını buruşturdu.

     Kadın, "Muhatap olma bey, kara sevdalanmış. Saçmalıyor. Bak delikanlı. Valerya ve ailesi kasabayı terk ettiler. Nereye gittiklerini bilmiyoruz. Sen de unut o kızı, git evine, komşusu olmayan bir kız bul, ona serenat yap. Kafa bu. Hadi git." diyerek, yolu göstermiş.

      Vampiir, aşkın verdiği acıyla,"Valeryaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!" diye bağırarak kadının üzerine atlamış. Boynundan ısırmış. Başlamış kanını emmeye.

      Vampiirin ne yaptığını başlangıçta anlamayan adam, "Dur oğlum, o Valerya değil. Benim karım o! Diye üzerine atılmış. Karısının kanını emdiğini görünce de, "Vampiir!" diye bağırmış. Ardından da Vampiir'in sırtını yumruklamaya başlamış. Attığı yumurukları bir file atsa rahatça yere serebilirmiş ama Vampiir hiç etkilenmiyormuş. Kısa sürede adamın karısının kanını bitiren Vampiir, hiç zorlanmadan adamı da yakalamış. Kısa sürede onun kanını da içip bitirmiş. İçer içmez de ardına bile bakmadan oradan uzaklaşmış.

     Ama şatoya değil, kendi evine gitmiş. Sabaha kadar düşünmüş, Valerya'yı bulmadan yaşamasının anlamsız olduğu kararını almış. Aynı günün akşamı, evinden de çıkarak kayıplara karışmış.

     Bu arada yine o akşam terzi de kan emici olunca, kan emmeye girdiği bir evde vampirlerden birine rast gelmiş. Onla tanışıp, şatoya gitmişler. Şatodak vampir kalabalığını gören terzi, başından geçen olayı anlatmış. Diğer vampiir arkadaşlar, kazıklamamdan alınıp, öldüler." demiş.

     O sırada 3 gündür tüm olan biteni, gizli bir kapaktan girilen, döşemenin altındaki boşluktan dinlemekte olan şatonun hizmetçisi kız, o söylenenleri duymuş. Ama kazıklama olayını yanlış anlamış. Yanında duran kırık odunları cebindeki çakısıyla bilevlemiş. Sivri odunları eline aldığı gibi, kapağı kaldırarak salona çıkmış ve vampirlerin arasına dalmış. Elindeki kazığı batırma maksatlı olarak vampirlerin birçok yerine saplamaya çalışmış. En sonunda bir vampirin kalbine vurduğu kazık, clok demiş saplanmış. Vampir şak diye ölmüş. Hizmetçi kız, diğer vampirlerin paniklemesinden faydalanıp, kapıya doğru koşup, kendisini dışarıya atmış. O sırada dışarıda yüzlerce insan varmış. O insanlar, vampirlerin bazılarını şatoya kadar takip eden birileri tarafından şatonun etrafında toplanmış olan kasaba halkıymış. Hizmetçi kız dışarıya çıkar çıkmaz onları karşısında görünce sevinçten havalara uçmuş. Olanı biteni anlatıp, vampiri nasıl öldürdüğünü söylemiş. Böyle olunca hepsi en yakınlarında buldukları odun parçalarını, çitleri kazıkları vb sökerek ellerine almışlar. Büyük bir hırsla ve öfkeyle şatoya dalarak tüm vampirleri kazıklayıp öldürmüşler. Kasabada hiç vampir kalmamış. Bu arada saldırı sırasında tümünü birden de vampiir, vampiirler diye adlandırmışlar.

     Bu arada hizmetçi kızın saklandığı döşeme altı odacığından bir tane daha varmış. Orada saklanan hizmetçi kız, konuşanlara kendisinden öbüründen daha yakınmış. O konuşulanları net bir biçimde duymuş ama korktuğundan dışarıya çıkamamış. Ortalık durulana kadar yerinden ayrılamamış. Yerinden çıkıp, diğer insanlarla iletişim kurunca,  kazıklama olayının aslını anlatmış. Tabi insanlar tahtadan kazığı daha kolay kullanılabilir bulmuşlar. O yöntem zaman içinde adından daha çok bahsettirmiş. Tabi bazı esnaf birinci yöntemi daha tercih etmiş. Hem vampiiri nereden tanıyacağız deyip, her geleni kazıklamışlar. Her şeyi değerinin çok üstünde satmışlar. Bu durum, zaman içinde vampirleri öldürmek için bir yöntem olduğu unutulup sadece kazıklama olarak kalmış. Vampir öldürmenin tek yolu da kalbine kazık batırmak olarak bilinir olmuş.

     Vampirlerin kalbinin kazığa dayanıksız olmasının sebebi de ilk vampirmiş. Diğer yerlerine batamayan kazık, kalbe cluk diye onun sebebinden batıyormuş. O çok aşık olduğu için kalbi dışarısıyla etkileşimini koruduğu için, vampirlik sağlamlığından faydalanamadığı gibi, önceki hücreleri de daha zayıfladığı için, sünger kıvamına geliyormuş. Tabi kalbi kazıktan başka şeyin parçalayamaması da ilk vampirin kazıklanmaya olan aşırı duyarlılığı sebebiyle olmuş. Vampirlik mikrobu o şekilde mutasyona uğramış. :)

son