Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

                       DİMA KOÇİ (2002 tarihinde yazılmıştır)
       Bundan yıllar yıllar önce, Arhavi  dağlarında Dima Koçi adında bir canlı türü yaşarmış. Nesillerinin tükendiği sanılırmış fakat günün birinde kendisiyle karşılaşanlar olmuş.
   Kırbaç ve Oktay isminde iki arkadaş günün birinde Kale Mahallesinde bulunan bir dağa kuş avlamaya çıkmışlar. Etrafta 10 cm kadar kar varmış. Yerde duran kardan da faydalanarak kolayca kuş avlamanın planlarını yapıyorlarmış. Dağda uzun bir yürüyüşün ardından kuş falan bulamamışlar. Tam dağdan inmeye karar verdikleri anda kuvvetli bir kar fırtınası başlamış. Üç beş metre ötesini bile görmeye imkan yokmuş. Biraz ötedeki büyük bir ağacın gövdesinin altına kaçarak saklanmışlar. Kar öylesine şiddetli yağıyormuş ki 3 saat içinde kar kalınlığı 1 metreye ulaşmış. İki kafadar bu kadar yoğun kar ve tipide dağdan inmenin uygun olmayacağına karar vermişler. Her ihtimale karşı yanlarında getirdikleri çadırı kurmaya karar vermişler. Oldukça kolay kurulan bu çadırı bir çırpıda kurmuşlar. Ardından çadırın önünde ufak bir ateş yakmışlar. Ağaçların altında kar kalınlığı çok az olduğundan buralardan kuru dallar ve çalı çırpıları kolayca çıkarabilmişler.
    Oktay botunu çıkarıp:
   -Amma da ıslanmışım. Satıcı, bu bot su geçirmez demişti.
    Kırbaç:
   -Bu su değil ki, kar.
   Çok geçmeden yakınlarına besili bir  ördek inmiş. İkisi birden tüfeklerini ateşleyip ördeği vurmuşlar. Yaktıkları ateşi daha da büyütmüşler.
   Oktay:
   -Ben kuşu ayıklıyorum. Sen de çalı çırpı bul.
   Kırbaç:
   -Tamam, kuşu çok idareli yiyelim. Başka av yapamazsak aç kalabiliriz.
   Kuşu ayıkladıktan sonra ateşi de büyütüp, bir oduna geçirip pişirmeye başlamışlar. Ördek piştikçe Oktay da yanlarında getirdikleri ekmekleri kesmeye başlamış.
  Oktay:
  -Hadi Kırbaç, bu ördek pişmedi mi, midem karnıma yapıştı, demiş.
  Kırbaç, ördeğin takılı olduğu odunu uzatmış:
  -Pişti bile, ben de çok acıktım hadi yemeğe girişelim, demiş.
   Ördeği hızlı hızlı yiyerek kısa sürede bitirmişler. Yedikleri bol yağlı ördek eti ağır gelmiş olacak ki hemen uyumuşlar.
    İki kafadar çadır içinde uyumaya başladıktan yaklaşık 2 saat kadar sonra Oktay, bir sesle uyanmış. Homurtuyla horlama arası bu sesten arkadaşını sorumlu tutmuş.
    Oktay yerinden hafifçe doğrulmuş:
    -Kırbaç ne kadar çok horluyorsun uyansana.
    Kırbaç aniden kendisine dönmüş:
    -Ben de senin horladığını sanıyordum. Peki ama bu ses de ne?
    Oktay:
    -Kedidir kedii!
    Kırbaç: Ne kedisi ya! Ses artmaya başladı. Her ne ise, çadırımıza iyice yaklaşmış olmalı.
    Tam o sırada çadırın bezi dışarıdan pençe darbeleriyle yırtılmış. Çadırı yırtan insanı andıran görüntüye sahip bir dima koçi imiş. Dima koçi yaklaşık 3,5 metre boyunda oldukça iri bir bedene sahip, yaklaşık bir ayı kadar kıllı, alnının üzerinde bir tane gözü bulunan bir canlıymış. Geri kalmış bir insan türü denilebilirmiş. Ama tamamen ayrı bir canlıymış.
   Dima Koçi, çadırı yırtar yırtmaz, Kırbaç ve Oktay'ı kollarıyla kavrayıp kaldırmış. Ardından da dağın daha üst kesimlerine doğru götürmeye başlamış.
Oktay sessizce Kırbaç'a seslenmiş:
   -Kırbaç, bu canavar yoksa babaannemin bahsettiği dima koçilerden midir?
   Kırbaç:
   -Galiba öyle, çok korkuyorum.
   Dima Koçi iki arkadaşı kaldırıp, homurdaya homurdaya mağarasına götürmüş. İkisini de tutup geniş bir kazanın içine koymuş. Kazanın altına baktığında odun olmadığını görmüş. İki arkadaşı ağaç kabuğuyla bağlayıp odun toplamaya gitmiş.
   Oktay:
   -Tam sırası, kaçmanın bir yolunu bulalım, demiş.
   Kırbaç:
   -Kaçalım ama nasıl kaçacağız. Deyip üzerindeki ağaç kabuklarını göstermiş.
   Oktay yerinde bir kez zıplamış:
   -Buldum! Koşarak uçuruma gideceğiz. Oradan aşağıya kayıp kurtulacağız.
   Kırbaç, bu fikri beğenerek ayağa kalkmış. Zar zor kazandan çıkmışlar. İkisi de çılgınca koşmaya başlamış. Tam yokuşa geldikleri sırada ileriden gelen dima koçi onları fark etmiş. Homurdaya homurdaya peşlerinden koşmaya başlamış. Kırbaç ve Oktay korkudan, daha hızlı koşmuşlar. Bu da yuvarlanmalarına sebep olmuş. Yerdeki kar üzerilerine dolanarak ikisinin de birer kartopuna dönüşmesine sebep olmuş. Hızla yuvarlanmaya devam ederlerken dima koçi de yokuş olan kısma hızla gelmiş. O da dengesini kaybederek düşmüş. Onun da üzerine kar birikmiş. O da kartopu olmuş. Hızla yuvarlanmış. Yuvarlanırlarken  Kırbaç Oktay'a seslenmiş:
    -Oktay, ya bir yere çarparsak.
    Oktay: Çarpalım ama dima koçi peşimizde, ya üstümüze düşerse!
    İki kafadar, yokuşun bitiminde dereye yuvarlanmış.
Hemen koşarak ilerideki bir ağacın arkasına saklanmışlar. Çünkü dima koçi'nin yuvarlanış sesini duymuşlar. Çok geçmeden dima koçi'nin kartopu da dereye yuvarlanmış. Dima koçi'nin cüssesi ve karlar da birikince derenin önü tıkanmış. Sular hızla vadiye birikmiş. Dİma koçi ayağa kalkınca da aniden sel gibi bir su taşkını Oktay ve Kırbaç'ı kaldırıp sürüklemeye başlamış. İki arkadaş da hem soğuktan hem korkudan çığlıklar atmaya başlamışlar. Tabi dima koçi de yemeklerini kaçırmak istemediğinden peşlerinden koşmaya başlamış. Su o kadar şiddetliymiş ki iki kafadarı kısa sürede denize ulaştırmış. Deniz içinde suyun şiddetinden dolayı 2 km kadar sürüklenmişler. Sular durulunca iki kafadar titreye titreye kıyıya yüzmeye çalışmışlar. Tam o sırada bir balıkçı teknesi onları fark
etmiş. Balıkçı onları tekneye çekmiş. İşte tam o sırada Dima Koçi de onları bulmuş. Hızla suya dalarak tekneye doğru yönelmiş. İşte tam o sırada 5 metrelik bir balina suda görünmüş. Suyun içinde fark ettiği dima koçiye hızla saldırmış.
   Onu fark eden teknedekiler önce korkmuşlar. Balinayı görünce korkuları daha da artmış.
   Oktay:
   -O balina şimdi dima koçiyi yer, biz de kurtuluruz.
   Teknedekiler biraz olsun rahatlamışlar. Ama tekne kaptanının korkudan sesi kısılmış. Geçici konuşma kaybına uğramış.
  Balina büyük bir hızla dima koçiye doğru yüzerek çarpmaya çalışmış. Ama dima koçi onu elleriyle durdurup, yakalamayı başarmış. Balinayı kafasına attığı yumrukla etkisiz hale getirmiş. Teknedekiler çok korkmuşlar. Sıranın kendilerinde olduğunu düşünmüşler. Ama o sırada hiç beklenmedik bir şey olmuş. Dima koçi etkisiz hale getirdiği balinayı sırtına alıp sahile en yakın dağa tırmanıp, oradan uzaklaşmış.
   Teknedekiler rahat bir nefes almışlar.
   Tekne sahibi 3 gün sonra tekrar konuşabilmiş. Oktay ve Kırbaç da başlarına gelen olayı tüm arkadaşlarına ballandıra ballandıra anlatmışlar.  O günden sonra dima koçiler çok nadir olarak görülebilmiş.
   Bu hikayede adı geçen kişi ve kurumlar ve de diğer canlılar tamamen hayal ürünüdür. Gerçekle ilgisi yoktur.

 Anonim değildir tabi ki :)