Kullanıcı Oyu: 0 / 5

Yıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değilYıldız etkin değil
 

SAKİNAN GOOZE ÇOP BATAAR” DEME

 

Biliyorsunuz bir çok ata sözü var. Hepsi farklı şeyler anlatıyor. Ama bazıları bazı atasözlerini kılavuz ediniyor. Belki yanlış anlıyor. Belki sade düz mantıkla çalışan bir beyne sahipler. Ama kaçınılmaz durum yanlış anlayan kişiler de var.

 

 

Manfred,adındaki genç, bir inşaata işçi olarak yazıldı. İlk iş günü heyecanla işe başladı. Bareti taktı, inşaat alanına doğru ilerlerdi. Onunla birlikte, Tilton adındaki bir arkadaşı da aynı inşaatta işe girdi. Fakat o baretini takmadı. Bir de üstüne üstük, “Niye baet takiyusin, sakinan gooze çop bataar”, dedi.

 

Bir süre sonra, inşaata birlikte çalışan bu iki iarkadaşın üzerine bir tane kalas düştü. Kalasın bir yönü birine diğer yönü öbürüne çarptı. Baret takan Manfred, bareti sayesinde sağlam kaldı.

 

Tilton’un ise kafası yarıldı. Üç ayı komada olmak üzere 9 ay hastanede yattı. Yine de “Sakinan gooze çop baatar.” demeyi sürdürdü.

 

 

 

 

Gel zaman git zaman, Manfred okçuluğa başladı. Ok atarken ya da başkası ok atarken tedbiri elden bırakmadı. Başkasının elinde ok varken, önünden geçmedi.

 

Tilton da arkadaşının okçuluğa başladığını duyarak, okçuluğa başladı. Bir gün, kafasına elma koyup, usta okçu bir arkadaşından, o elmayı vurmasını istedi. Arkadaşı tedbir almıyor musun dediğinde de “Sakinan gooze çop baatar.” dedi. Hiçbir tedbir almadı. Oku atan, iyi okçu olduğundan, üç sefer üst üste elmaları vurdu. Ama dördüncü sefer, oku atarken sinek musallat oldu. Onu kovalarken, ok hedefi şaştı. Ok da yaydan çıktı. Gitti Tilton’un kafatasını karşıdan karşıya deldi. Büyük bir şans eseri, hayatta kalmayı başardı. Geçirdiği ameliyatlar sonrası 8 ay içinde düzeldi. Yine de “Sakinan gooze çop baatar.” demeyi sürdürdü.

 

 

 

 

 

Manfred, evine yeni bir soba aldı. Sobası kuzineydi. Soğuk bir kış günü, birkaç arkadaşını kestane kebap partisine davet etti. Bu arkadaşları arasında Tilton da vardı.

 

Manfred, sobada pişen ilk kestane grubunu, maşa yardımıyla çekerek, partiye gelen arkadaşlarına dağıttı. Ardından ikinci parti kestaneyi sobanın üzerine dizdi. Tabağındaki kızarmış kestaneleri de soğuta soğuta afiyetke yemeye başladı.

 

Bir süre sonra sobadaki ikinci grup kestaneler kızardı. Fakat ikinci kişiden başka herkes kestane yemeye devam ediyordu. Tilton,Kistanelari sobenun uzeinden ben alurum. dedi. Gidip kestanelere uzandı.

Oradaki herkes maşa ile al kestaneler sıcaktır, dese de Tilton, “Sakinan gooze çop baatar.” diyerek, karşı çıktı. Kestaneleri elle aldı. Alırken de elini yaktı. (Maşa varken elini yakma, atasözünü de kavrayabilse...) Yaklaşık 2 ay elini kullanamadı.

 

 

 

 

 

Bir zaman sonra, Manfred’le Tilton, balığa gittiler. Misina kanca, olta gibi ekipmanlara sahip değildiler. O yüzden balıkları dere kenarındaki kaya oyuklarının içine ellerini sokarak yakalayacaklardı. Zaten oldukça küçük olan o derede de olta kullanmanın faydası yoktu.

 

Manfred, yanında balık yakalarken kullanmak için, özel olarak üretilmiş çok sağlam, dirseğe kadar giyilebilen eldiven de getirdi. Eldiven yaklaşık yarım cm kalınlığındaydı. İşin iyi yanı, aynı eldivenden bir çift de Tilton’a getirmişti.

Manfred, “Eldivenin birini al da kayanın dibine elini sokarken takarsın,” dedi.

Tilton, “Sakinan gooze çop baatar. ” diyerek reddetti.

 

Neyse, vakit kaybetmeden kaya oyuklarını yoklayıp, balık yakalamaya başladılar. Kısa sürede birkaç iri balık yakaladılar.

 

Manfred, yakaladıkları balıkları kapaklı kovasındaki suya koyup, kapağını da örttü.

 

 

Tilton ise, “Sakinan gooze çop baatar.” diyerek, kovasına kapak örtmedi. Altıncı balığı aramak için kayaların altını yoklamaya başladı, “Uy uy uy! Yandım anam! diye bir çığlık attı. Elini sudan çıkardı. Acı çektiği yüzünden anlaşılabiliyordu. Elinde bir yılan tutuyordu. O yılan suda elini ısırmıştı. Durumu Manfred’a anlatmak için arkasını döndü. Döner dönmez de kovasındaki balıkları yiyen kedileri gördü. O an düşüp bayıldı. Neyse ki Manfred oradaydı ve onu hemen ayılttı. Onun yardımıyla yılanı da alarak hastaneye gittiler, ve gereken tedavi uygulandı. İyileşti.

 

 

 

 

 

 

Bir zaman sonra, tehlikeli bir grip salgını ortaya çıktı.

 

Manfred, haberi duyar duymaz, gidip aşı yaptırdı. Ardından elini sık sık yıkamaya başladı. Elini yüzüne, burnuna götürmedi. Eve ne zaman girse, girer girmez, elini hiçbir yere sürmeden sabunlu suyla yıkadı. Tabi her seferinde musluğu açarken kullandığı tuvalet kağıdını klozete attı. Musluğu kapatırken de yeni bir temiz tuvalet kağıdı parçası kullanıp, onu da klozete atarak sifonu çekti. Tedbirli davranarak insanlarla uzaktan selamlaştı. Hasta kişilere ise bir metreden fazla yaklaşmadı. Sık sık evini havalandırarak, eve temiz taze hava girmesini sağladı.

 

 

Manfred bu tedbirleri aldığı bir gün Tilton, evine misafir oldu. Onun tedbirli davranışlarını görünce, “Sakinan gooze çop baatar.” deyip, “Ben hiçbi tedbi almiyum, bişe olmiyu. Sen da alma,” diye de ekledi. Birkaç saat sonra ziyareti noktalayıp sokağa çıktı. Her gördüğüyle şapur şupur öpüştü. “Fazla yaklaşma hastayım.” diyenlere de “Sakinan gooze çop baatar.” dedi. Gidip onlara da sarıldı. Eve gidene kadar 124 kişiyle sarıldı öpüştü. Burnunu 36 kez eliyle avuçladı. Ağzına 57 kez parmağını soktu. Herkesin dokunduğu kapı kolu, minibüs tutamacı, korkuluk demiri, para gibi nesnelere de sayılamayacak kadar çok dokundu. Ama elini hiç yıkamadı.

 

Tilton 5 gün sonra ateşlendi. Öksürdü, tıksırdı. Yerinden kalkamayacak kadar halsiz düştü. Grip olmuştu. “Sakinan gooze çop baatar.” diyerek, hastaneye de gitmedi. Günler içinde hastalığı daha da ilerledi. Ciğerlerine sıçradı. O zaman hastaneye gitti. Onu bir hastane odasına yatırdılar. Manfred durumu öğrenerek, onu ziyarete gitti. Oda kapısının yanında durarak, “Geçmiş olsun” dedi. O sırada yüzünde maske de vardı. Hastalık kendine de bulaşmasın diye tedbir almıştı.

Tilton, öksürükler içinde, “Sakinan gooze çop baatar.” dedi. Yaklaşık 2 ay da hastanede yattı.

 

 

 

 

Bu arada, “Sakınan göze çöp batar,” dan başka ata sözleri de var. Örneğin, “Eşeği önce sağlam kazığa bağla...”